2008 YAZ OLİMPİYAT OYUNLARI ve TÜRK SPORUNUN ÇÖKÜŞÜ

Murat POLAT özgeçmiş -->

   Çocuklarımız yıllarca okula giderler ve neticesinde tüm öğrendiklerini bir tek sınavla test ederek üniversiteye girmeye çalışırlar. Bu sınava yıllarca gerek okullarında aldıkları eğitim ile, gerekse de ek ders alarak yada kursa giderek iyi hazırlananlar başarılı olup üniversiteyi kazanırlar, kötü hazırlananlar ise kazanamaz ve açıkta kalırlar. İşte olimpiyatlarda böyle bir şenliktir aslında. Yıllarca emek verip hazırlanırsınız ve yarıştığınızda başarılı olmak durumundasınızdır. Sakatlık, hastalık yada başka mazeretler sizin başarısızlığınızı asla örtmez.
 

   Türk sporcuları için bu olimpiyatlar iyi hazırlanılmamış bir organizasyon görüntüsü çiziyor. Üst düzey sporcular karşısında alınan neticeler bunun en büyük kanıtı. Peki suçlu kim? Sadece sporcularımız mı? Bence cevap hayır. O zaman teşhisi doğru koyalım ve suçluyu tespit edelim.

   Sporcularımız ne yazık ki bu başarısızlık listesinde en alt sırada. Bence birinci sırada en üst idari makam olmalı. Peki kimdir bu makam? Alt alta sebepleriyle birlikte sıralayalım:

   1- Başbakan ve spordan sorumlu devlet bakanı: Ülkemize özgü bir spor politikası oluşturamadıkları, sporu siyasete alet ettikleri ve sporda da kariyer ve donanımı ön planda tutmak yerine partiye ve ülke yönetimine yakın olan isimlere iş verdikleri için.

   2- Gençlik ve spor genel müdürü ve ilgili birim amirleri: Ülkemize özgü bir spor politikası oluşturmaya vesile olacak çalışmaları yapmadıkları, yukarıdan gelen her tavsiyeyi emir telakki edip uyguladıkları, ellerini taşın altına koymayıp irade göstermeyerek insiyatif alamadıkları ve bu sebeple sporun siyasete alet edilmesine göz yumdukları için.

   3- Kulüp başkanları ve idarecileri: Sporu sadece futbol zannettikleri ve her şeyi ben bilirim edasıyla dolaşarak işini gerçekten en gelişmiş ülkelerdeki uzmanlar kadar iyi yapan nitelikli insanlara kulüplerinde iş vermeyerek, kendilerini ön plana çıkarmak uğruna gerektiğinde az maaşa çalıştıracakları kendilerine yada diğer yöneticilere yakın isimlerle çalıştıkları ve böylelikle sporcularını gerektiği kadar hazırlayamadıkları için.

   4- Şirket sahipleri ve yöneticileri: Spora sponsorluk yaptıklarında verdikleri her kuruşu vergilerinden düşebilecekleri halde, b,r tek sporcuya bile sponsorluk yapmayı zul gördükleri için.

   5- Antrenörler: Kendilerinden daha donanımlı sporculara antrenörlük yaptıkları halde kendilerini geliştirmek adına okumayan, izlemeyen, takip etmeyen ve böylelikle kendilerini geliştiremeyen bireyler oldukları ve sürekli meslektaşlarının kuyusunu kazarak hak etmedikleri halde başkalarının yerine göz diktikleri için.

   6- Sporcularla ilgilenen doktorlar: Sporculara gerekli özeni göstermedikleri, onları sporcu sağlığı ve ilgili diğer hususlarda eğitmeyerek sporcunun kendisi hazırlamasına olanak sağlamadıkları için.

   7- Masörler ve fizyoterapistler: Sporcuların sakatlıkları sırasında başta bilgi eksikliği olmak üzere diğer sebeplerle de onların daha kısa sürelerde toparlanmasına olanak sağlamayarak antrenmanlarından uzak tuttukları için.

   8- Mentörler: Sporcularına gerekli zihinsel şartları sağlamadan onları müsabakaya soktukları için.

   9- Sporcuların aileleri, eşleri, nişanlıları yada sevgilileri: Sporcuların “SPORCU” gibi yaşamalarına olanak sağlayacak şartları hazırlamadıkları ve onlara bu konuda destek olmadıkları için.

   10- Sporcular: Bilgi çağında yaşadığımız 21. yüzyılda kendileriyle ilgilenen kişilerde bilgi eksikliği hissettikleri halde gerekli bilgiyi edinmek için en yakın başvuru kaynağı olan interneti bile sadece eğlence amaçlı kullandıkları, sporcu gibi yaşamayı bilmedikleri ve daha da önemlisi öğrenmedikleri, yada kendilerine öğretilse bile buna uygun davranmadıkları için.

   Evet haklısınız, bizler basketbol ailesinin bir ferdiyiz ve bu sitedeki amacımız insanlarımızı basketbol konusunda eğitmek ve bilgilendirmek. Ancak “SPORCU” olmadan “BASKETBOLCU” olmak ne yazık ki imkansız. Bu sebeple “KIZIM SANA SÖYLÜYORUM, GELİNİM SEN ANLA” misali basketbolcu gençlerimizi uyarmak istiyorum. Basketbol sadece sahada oynanarak kazanılan bir spor dalı değil. 21. yüzyılda basketbol, tıpkı diğer spor dalları gibi iyi antrenörle yapılan iyi antrenman neticesinde idareci, doktor, masör, fizyoterapist, mentör, aile ve sporcunun hep birlikte, doğru anda yapılan doğru hamlelerle, işbirliği içinde yürüttüklerinde başarıyı yakalayabilecekleri komple bir savaş. Umarım bu olimpiyatlardaki fiyaskomuzdan doğru dersleri çıkartırız da bir dahaki sefere aynı acıları ve üzüntüleri yaşamayız.

 

Murat POLAT - 21 Ağustos 2008