Ülkeyi yada kulüpleri yönetenlerin çoğu farkında
değil ama, ülkemiz sporcu madeni aslında. Nereye
el atsanız bir spor branşında dünya çapında
yıldız olabilecek yetenekler yatıyor bir
kenarda. Bir kısmı halen altyapılarda iyi birer
sporcu olabilmek için çaba sarf ederken, pek
çoğu da hala keşfedilmeyi bekliyor.
İlkan KARAMAN’da onlardan biri. Daha önce Efes
Pilsen ve İTÜ kulüplerinde oynamış olan, şimdi
de Bursa’da Tofaş forması giyen 17 yaşındaki bu
gencimizi son olarak Karadeniz Oyunları’nda
seyretme fırsatı yakaladım. Daha önceleri de
seyredebilme şansına erişmiş olduğum bu
kardeşimde büyük gelişim gözledim. Sanıyorum
bunun mimarı geçmiş yıllarda formasını giydiği
Efes Pilsen ve İTÜ’deki antrenörlerinin yanı
sıra Tofaş’taki antrenörü Mustafa DERİN olmalı.
Çünkü İstanbul’dan Bursa’ya uzanan yolda
inanılmaz bir gelişim göstermiş. Bu yazımı
okuyan herkese de fırsatını bulduğu anda İlkan’ı
seyretmesini öneririm.
Ancak İlkan’da gördüğüm bazı eksiklikleri, bu
kardeşime bir faydası dokunur düşüncesiyle, uzun
süre, kendisiyle ilgili veri toplayarak (yanlış
şeyler yazmamak için) bir yazı yazmaya karar
verdim. Kendisini seyrettiğim maçların neredeyse
hiçbirinde birbirine benzer performanslar ortaya
koyamadığı ilk gözüme çarpan eksikliği oldu.
Halbuki inanılmaz bir yetenek var bu çocukta.
Bunun nedenini mental sorunlara bağlamıştım.
Belki okulu ya da çevresindeki arkadaşlarıyla ya
da ailesi ile olan diyalogları onu bu
istikrarsızlığa yönlendiriyor olabilirdi.
Ardından kulübündeki ve milli takımdaki
antrenörleriyle yaptığım görüşmelerde de kendisi
hakkında genel bir izlenim edinme şansı buldum.
Hak verirsiniz ki birlikte çalıştığı antrenörler
onu en iyi tanıyan kişiler olacaklardır.
Sakatlığını öğrendiğim zaman ise gerçekten çok
üzüldüm.
A milli takım antrenörümüz Bogdan TANYEVIC ve
yardımcısı Nihat İZİÇ’in de yakından takip
ettikleri bu oyuncunun dizinde tendinit sorunu
olduğunu, dün (27 Ağustos 2007 Pazartesi) bu
sorun sebebiyle bir operasyon geçirdiğini ve
sağlığına kavuşmak için çabaladığını
öğrendiğimde ise bir basketbolsever olarak
derinden yaralandım. Bir basketbol antrenörü,
bir basketbol seyircisi ve bir ağabeyi olarak
İlkan’a bir mektup sıcaklığında bazı
tavsiyelerim olacak. Umarım bu mektubun
kendisine faydası olur. Ve umarım İlkan gibi
genç yeteneklerde bu mektubumdan kendilerine
bazı dersler alırlar.
Sevgili kardeşim İlkan; Umarım sana kardeşim
diye hitap etmemi yadırgamazsın. Ancak, senin
gibi büyük bir yeteneğe böyle hitap etmek bana
onur veriyor.
Öncelikle belirtmeliyim ki seni seyrederken
büyük keyif almakta ve basketbola bir kez daha
aşık olmaktayım. Bu sebeple, senin bu günlere
gelmende emeği geçen tüm antrenörlere, o isimsiz
kahramanlara binlerce kez teşekkür etmek
istiyorum. Ancak eğer yanlış anlamazsan sana,
senin gibi yüzlerce yeteneğin yitip gittiğini
görmüş bir basketbol adamı olarak bazı
tavsiyelerde bulunmak isterim.
Sevgili İlkan; Mutlaka sana anlatmışlardır, yada
birileri kulağına fısıldamıştır. Ama bir kez
daha, istikrarsız oyuncuların sonunun ne
olduğunu hatırlamanı isterim. Bu aşamada bilmen
gereken en önemli şey, sende büyük bir yetenek
olduğu. Dua etmen ve şükretmen gereken şey ise
bu yeteneğinin keşfedilmiş olmasıdır. Senin gibi
nice yetenekli genç, keşfedilmeden bir ömür
tüketirken, sen bu şansı küçük yaşlarda
yakalamış ve bir basketbol oyuncusu olarak bu
seviyelere gelmişsin. Ancak şükrederken yapman
gereken bazı şeyler olduğu inancındayım. Allah
herkese bu şansı vermez, şansı verdiği insanın
da bu şansı doğru değerlendirmesini bekler. Ama
sana bu şansı vermiş ve son olarak Tofaş kulübü
de sana kapılarını ardına kadar açarak tüm
imkanlarını ayağına sermiş. Bu fırsatı
yakalayamayan binlerce oyuncu olduğunu, pek
çoğunun küçücük kulüplerde yıllarca süründükten
sonra basketbola ve hayata küstüklerini hiçbir
zaman aklından çıkarma. Bazı keşfedilmiş
yetenekler ise, birinci lig, Avrupa ligleri yada
NBA yolunda ilerlerken yanlış kararlar
verdiklerinden unutulup gitmişlerdir. Bunların
bir kısmı ise yanlış antrenörlerin elinde
kaybolmuşlardı. O yüzden bundan sonra yapman
gereken ilk şey, o süper starlığa uzanan yolda
her zaman doğru kararları vermen olacak.
Hayatının bundan sonraki kısmı hep göz önünde
geçecek. Basketbol, hayatının neredeyse tamamını
kaplayacak. Özellikle okul hayatın bittiğinde,
sadece antrenman yada maç çıkışında özel hayatın
olacak. Bunların hepsini bu camiada kalıcı
olduğunda, yani gelecekte yaşayacaksın. Şimdiden
kendini bunlara hazırla. Hayatını planla,
programla ve hep bu programa göre yaşa. Gerek
üniversite eğitimini, gerek özel yaşamını nasıl
şekillendireceğinle ilgili kafanda en az 5
yıllık bir plan yap ve bu plana sadık kal. Bu
planı oluştururken ailene mutlaka danışacaksın.
Ancak ailende profesyonel oyunculuk yaşamı
olmamış biri yoksa, antrenörüne, A takım
oyuncusu olan ağabeylerine yada kulüp başkanın
Efe AYDAN’a da danış. Onlar sana gerçek bir
profesyonelin nasıl yaşaması gerektiğini,
kafasının nasıl çalışması gerektiğini, hayata ne
yönden bakması gerektiğini anlatacaklardır. Bu
yoldan sakın sapma, hatta gerektiğinde seni en
çok seven insanların bile sana hata yaptırmasına
izin verme.
Bu yaşama devam ettiğin ve benimde umduğum gibi
yeteneklerin doğrultusunda üst düzey bir oyuncu
olduğun taktirde, sosyal yaşamın renklenmeye,
kızlar ve diğer arkadaşlar peşini bırakmamaya
başlayacaklar. Bu anda da sakın “BEN NE OLDUM”
deme. Yine aynı programına, aynı yaşam
standardına, aynı çalışma temposuna devam et.
Çünkü hayatın boyunca çalışarak, tırnaklarınla
kazıyarak elde ettiğin değerlerini, sadece bir
tek hatanla kaybetmek istemeyeceğini
düşünüyorum.
Basketbolcu olmak belki kolaydır, ama sporcu
olmak çok zordur. Gerçek profesyoneller ise iyi
birer sporcudur ve bunun bilincinde olarak buna
göre yaşarlar. Geçirdiğin operasyona çok
üzüldüğümü belirtmek isterim. Ancak sakatlık
asıl şimdi başlıyor. Sakatlanmak bir kaderse
eğer, tedavi ve rehabilitasyon süreci ise asla
kaderine bırakamayacağın kadar önemli zaman
dilimleridir. Bunlar senin elinde olan ve
şekillendirebileceğin süreçlerdir. Ancak bu
süreç zarfında bir saniye bile kaybetmemelisin.
Mutlaka kulübün seni en iyi doktorlara tedavi
ettirmiştir. Ancak tedavi sonrası geçireceğin
rehabilitasyon, yani geri dönüş süreci tedaviden
daha da önemlidir bunu sakın unutma. Asıl
çalışma şimdi başlıyor. Basketbola olan sevdan,
aşkın ve tutkun sana topu yeniden eline alman
için gereken desteği verecektir. Bu operasyon
süreci tamamlandığında kulübün sana yine en iyi
rehabilitasyon uzmanı eşliğinde çalışma imkanı
sunacaktır. Bu aşamaya normal zamandan daha
fazla özen göstermeni rica ediyorum senden.
Dizlerini güçlendirmen ve rehabilitasyon
sürecini doktorunun söylediklerinden çıkmadan
geçirmen, seni bir an önce ve eskisinden daha
güçlü olarak sahalara döndürecektir.
Sana, seni seyretmekten büyük keyif alan biri
olarak bu satırları yazarken, son bir tavsiye de
daha bulunmak isterim. Şunu unutma ki hiçbir
antrenör oyuncusu söz konusu olduğunda kendisini
yada kulübünü düşünmez. Bu sebeple basketbolla
ilgili kararlarını alırken yada kendine,
basketbolu birinci önceliğin olarak düşünüp bir
yaşam programı hazırlarken, antrenörünün,
kulüpte yada camiada sevip saydığın basketbol
adamlarının sözlerini kulak ardı etme. Onlar
sana doğru yolu mutlaka göstereceklerdir.
Sen de mutlaka her oyuncu adayı gibi kendini
NBA’de görmek istersin. Merak etme sevgili İlkan.
Sabırlı ol, uzun vadeli planlarını oluştur ve
çalış, çalış, çalış, herkesten çok çalış. Kendi
kendine “Ben zaten yetenekliyim, diğerleri kadar
çalışmama gerek yok” dediğin anda, yada kendini
bu tip düşüncelerin içine soktuğun anda,
basketbol yaşamının sonuna geldin demektir. Sırf
bu yüzden, yani yetenekli olduğun için,
diğerlerinden daha fazla çalışmalısın. Onlardan
daha fazla antrenman yapmalısın.
Drazen PETROVIC isimini duymuşsundur.
Duymadıysan yaşı yetenlere sor, soruştur.
Rahmetli, NBA’e giden ilk Avrupalı yıldızdı ve
müthiş bir oyuncuydu. Oda en az senin kadar
yetenekliydi. Ama buna rağmen sinemaya bile
elinde topla gittiği, filmin ilk yarısında sağ
eliyle, ikinci yarısında da sol eliyl,e oturduğu
yerde dripling yaptığı hala anlatılır. Yada
İbrahim KUTLUAY. O da senin yaşlarındayken çok
yetenekli, milli takımlarda oynayan bir
oyuncuydu. Ama Fenerbahçe’nin emektar
malzemecisi Erkan’ı her antrenmanın sonunda
yarım saat daha salonda tutup, onun verdiği
paslarla şutunu geliştirmek için kendi kendine
şut atardı. Bu insanları kendine örnek al ve en
az onlar kadar çalışkan ol. Hiçbir zaman yeterli
çalışmayı yaptığını düşünme. Her gün, hatta bir
NBA yıldızı olduğun gün bile daha fazla çalışmak
için kendine zaman ayır. Çünkü her antrenör
çalışkan oyuncu sever. “Ben oldum” diyen oyuncu
çalışmaz. O yüzden de yıldız oyuncular
antrenörleri tarafından sevilmez.
Sana bu satırları yazarken tek dileğimin seni
bir gün NBA’de görmek olduğunu aklından bir an
olsun çıkarmamanı diler, en derin saygı ve
selamlarımla gözlerinden öperim. En kısa zamanda
seni tekrar sahalarda görmek ümidiyle geçmiş
olsun;
|
Murat POLAT
- 28 Ağustos 2007
|