|
Bundan 20 yıl önce başladım antrenörlüğe. O gün
bugün kimler geldi, kimler geçti hayatımdan.
Kimileri beni bıraktı yarı yolda, kimilerini de
ben. Ama ne basketbol beni bıraktı, ne de ben
basketbolu bırakabildim. Sanki ilk aşkım,
gözümün nuru gibi oldu her zaman. Onu hep
sakındım kem gözlerden. Ona bir şey olmasın
istedim. Bu yüzden zaman zaman ben kötü oldum.
Ama hiç yılmadım. Bildiklerimi, gördüklerimi hep
aktarmaya çabaladım oyuncularıma.
Dürüst olmaya çalıştım tüm hayatımca herkese karşı. Ama öyle
madrabazlar gördüm ki bu camiada, kendileri
yalanla çevrelenip beni yalancı gösterdiler.
Öyle hilebazlar gördüm ki, kendileri çalıp beni
hırsız gösterdiler. Halbuki tek derdim sahile
vurmuş olan deniz yıldızlarından birini daha
denize geri atıp kaderini değiştirebilmekti
aslında. Benim için değil belki ama o deniz
yıldızı için çok şey değişecekti zamanla. Ve
işin en acısı öyle deniz yıldızları gördüm ki bu
hayatta denize geri atıp ta kurtardığın halde
gelip senin ayağına batan.
Diyeceksiniz ki adam yine bunalımda. Hayır değilim aslında. Sadece
arkama dönüp şöyle bir baktım yaşadıklarıma.
Sırf aldığım dersleri tekrarlamak için. Çünkü
karar verdim geri dönüp savaşa devam etmeye.
Çünkü karar verdim sahile inip birkaç deniz
yıldızını daha yaşayabilecekleri tek yere,
denize geri atmaya. Bu karar senelerdir
çekildiğim inzivada sürekli düşünmem, kendi
hatalarımdan, kendi yanlışlarımdan tekrar tekrar
ders almam sonucu geldi aslında. Ve aldığım en
büyük ders ise “doğru bildiklerini daha
yüksek sesle söyle” oldu.
Evet küsmüştüm basketbola. Ama anladım ki insan aşkına küsemiyor.
Ve ben özrümü diledim basketboldan,
sevdiklerimden ve sevenlerimden. Şimdi günah
çıkartma zamanı. Çekeceğimi çektim. Şimdi sıra
deniz yıldızları için tekrar sahile dönme kaldı.
Onu da çok yakında yapacağım inşallah. O zaman
göreceğiz bakalım, basketbol özrümü kabul etmiş
mi?
Murat POLAT
- 28 Şubat 2007
|