|
Nedense ne zaman bir yazı yazmaya karar versem,
bu hep seyrettiğim bir maçın ardına yada
basketbolla ilgili bir başka konunun hemen
ardına rast geliyor. Bu yazıya da Climamio
Bologna-Efes Pilsen maçından sonra başladım. Ama
yukarıdaki başlık sizi yanıltmasın sakın. Asla
kimseye dokundurma yada ima yok. Sadece
antrenörlerin de zaman zaman maç kazanmak uğruna
ne gibi hilelere başvurduklarını açıklarken bunu
“kurt olmak” diye tabir etmek amacıyla kullandım
bu başlığı.
Bu maçın sonlarına doğru Efes
Pilsen takımı 6 sayı gerideyken bir faul atışı
öncesi, coach Oktay MAHMUDİ kenarda oturan bazı
seyircilerle diyaloga girdi ve maçı da her zaman
olduğu gibi beğenerek hatta gıpta ederek
dinlediğim Çetin YILMAZ hocam yorumluyordu.
Kelimeler tam hatırımda değil şu anda ancak bu
olayla ilgili “Oktay kenardan gelen sözlere bu
anda bilerek cevap verdi ve seyirciyle polemiğe
girdi. Bu Efes için avantaj olabilir maçın bu
anında çünkü 6 sayı gerideler ve bu duraksama
Bologna takımının soğumasına sebep olur” gibi
bir yorum getirdi konuya. Tabi bu aşamada beim
kafamdaki tilkilerde hareketlenmeye başladı. Bu
yorum bana bambaşka şeyler hatırlattı ve bu
yazıyı yazmaya karar verdim.
Antrenörlerin çoğu bu tarz
uygulamaları rakipleri öne geçip te maçın bütün
temposunu kontrol etmeye başladığı anlarda,
maçın mevcut düzenini ve akışını kırmak ve
durumu lehlerine çevirip, maçı kazanmak için
yaparlar. Bunlar ne basketbol seminerlerinde
anlatılır, ne de bir başka antrenör tarafından
yazılıp çizilir. Ama çoğu antrenörde bu tip
kurtlukları bilir. Bunlar etikmidir, değimlidir
tartışmasına girmeden, Çetin hocamın bu
yorumunun bana neler çağrıştırdığını sizlerle
paylaşayım istedim. Ancak ısrar etmeyin tüm
isimler bende saklı kalacak. Anlayan zaten
anlar.
Örnek 1:
Basketbol maçının iki devre oynandığı, her
devrede iki mola hakkının bulunduğu ve İTÜ’ de
yeni çalışmaya başladığım dönemlerde,
kendisinden feyz aldığımız, ustamız saydığımız,
halen de saygıda kusur etmediğimiz ve
etmeyeceğimiz çok değerli bir ağabeyimiz, yenik
götürdüğü ve rakibinin maçın kontrolünü eline
geçirdiği bir maç sırasında mola aldı. Kendi
takımına bazı uyarılarda bulunduktan sonra iki
takımda sahaya dönerken hakem masasına yönelerek
bir mola daha istediğini belirterek ikinci
molasını da aldı. Daha sonra öğrendik ki bu
kendisinin daha önceleri de yaptığı ve rakibini
soğutmaya yönelik bir uygulamaymış. Ne yalan
söyleyeyim, gerçektende başarılı oldu ve biz de
zaman zaman bunu uyguladık.
Örnek 2:
Yine bir mola geleneği. Aynı hocamız bu defa
rakibin sinirini bozmak amaçlı takımı yine
gerideyken bir mola kullanır. Ancak yine o
dönemlerde molayı kim alırsa molanın ne zaman
bittiğini de yine o belirliyor. Hocamız molayı
aldıktan 5-6 saniye sonra mola bitti diye
bağırarak hakeleri uyarıyor ve rakibinin
kendisinin aldığı bu moladan faydalanmasını
engelliyor.
Örnek 3:
Yine İTÜ’ de antrenörlük yapmış ve daha sonra
birinci ligde de çeşitli takımlarda görev almış
bir ağabeyimiz, bir Türkiye şampiyonası
sırasında hakemleri etki altına almayı düşünmüş.
Bunun için önce mola almış ve bu mola sırasında
hakemlerle tartışmaya başlamış. Bilerek bu
tartışmanın boyutunu kısacık sürede arttırarak
hakemleri ve federasyon gözlemcisini takımı
sahadan çekmekle tehdit etmiş. Öncelikle
federasyon gözlemcisi aman yapma etme diyerek
kendisini sakinleştirme gayretine girişmiş. Ama
ağabeyimiz bu aşamada bile gayet kontrollü ve
dozunu iyi ayarladığı bir biçimde hakemlerle
tartışmaya ve tehdide bir süre daha devam etmiş
ve belli bir süre sonra hekemlerdeki ifade
değişikliğini görünce aniden sakinleşivermiş. Bu
olayın sonunda maç kazanılmış mı onu
hatırlamıyorum ancak düşünüldüğünde olası bir
sonuç gbi geliyor rakibin oldukça soğuduğu da
göz önüne alınırsa.
Örnek 4:
Bu defaki inciler Çetin YILMAZ hocamın
yorumladığı bir maçta anlattıkları. Kendisi
geçenlerde yorumladığı bir maç sırasında şöyle
demişti. “Bazen antrenörler maçın ivmesini hakem
vasıtasıyla kendi lehlerine çevirebilmek için
hakemle tartışmaya başlarlar. Hatta daha da
ileriye giderek saha içine girerler. Bunun
sonucu çoğunlukla teknik faul olsa da maçın
içinde bazen hakemeri etkilemeyi başarırlar.
Ayrıca bu aşamada duraksayan oyun sebebiyle de
rakiplerini soğutmuş olurlar.
Örnek 5:
Geçen seneye kadar birinci ligde antrenörlük
yapan bir dostumun maceralarında sıra. Kendisi
son dönemlerde yetişmiş en büyük kurtlardandır.
Caferağa spor salonunda oynanan bir maçını
seyrediyorum kendisinin. Maçın sonlarına doğru
geride olduğu için tam saha pres yapmaya
başladı. Presin başlangıcı kendi önündeki sahada
olmadığından ve oyuncuları sadece pres yapmakla
kalmayıp aynı zamanda bağırış çağırı yaygara da
yaptıklarından hakemlerde onun bencini
görmüyorlar. Seyirciler dahil sahadaki herkes
karşı taraftaki yarı sahaya odaklamış durumda.
Ancak bir sonraki maçımızı onlarla
oynayacağımızdan ben tüm takıma odaklanmaya
çalışıyorum ve pres sırasında kim nerde duruyor,
nereden nereye gidiyorlar diye de dikkatle takip
ediyorum. Bu sırada gözüme kurt hocamızın presin
en uzak noktası olan kendi önündeki yarı sahanın
ortalarına doğru benchten sürekli bir çocuğu
soktuğunu ve pres sırasında takımın 6 kişi
oynadığını fark ettim. Pres bitip te topu
kaptıkları anda çok hızlı ve yine bağırış
çağırış fast break attıklarından bu oyuncu
arkalarda kalıp hücuma koşmak yerine hemen
kenara çıkıyor tabi.
Bu örnekleri arttırmak mümkün tabii
ama anlattığım gibi, bazen coachlar maç kazanmak
için neler yapıyorlar bir görseniz ağzınız açık
kalır, hayretler içinde 24 saat geçirirsiniz
garanti veriyorum.
Murat POLAT
- 25 Ocak 2007
|