ANTRENÖRLÜKTE KURT OLMAK

Murat POLAT özgeçmiş -->   Nedense ne zaman bir yazı yazmaya karar versem, bu hep seyrettiğim bir maçın ardına yada basketbolla ilgili bir başka konunun hemen ardına rast geliyor. Bu yazıya da Climamio Bologna-Efes Pilsen maçından sonra başladım. Ama yukarıdaki başlık sizi yanıltmasın sakın. Asla kimseye dokundurma yada ima yok. Sadece antrenörlerin de zaman zaman maç kazanmak uğruna ne gibi hilelere başvurduklarını açıklarken bunu “kurt olmak” diye tabir etmek amacıyla kullandım bu başlığı.

   Bu maçın sonlarına doğru Efes Pilsen takımı 6 sayı gerideyken bir faul atışı öncesi, coach Oktay MAHMUDİ kenarda oturan bazı seyircilerle diyaloga girdi ve maçı da her zaman olduğu gibi beğenerek hatta gıpta ederek dinlediğim Çetin YILMAZ hocam yorumluyordu. Kelimeler tam hatırımda değil şu anda ancak bu olayla ilgili “Oktay kenardan gelen sözlere bu anda bilerek cevap verdi ve seyirciyle polemiğe girdi. Bu Efes için avantaj olabilir maçın bu anında çünkü 6 sayı gerideler ve bu duraksama Bologna takımının soğumasına sebep olur” gibi bir yorum getirdi konuya. Tabi bu aşamada beim kafamdaki tilkilerde hareketlenmeye başladı. Bu yorum bana bambaşka şeyler hatırlattı ve bu yazıyı yazmaya karar verdim.

   Antrenörlerin çoğu bu tarz uygulamaları rakipleri öne geçip te maçın bütün temposunu kontrol etmeye başladığı anlarda, maçın mevcut düzenini ve akışını kırmak ve durumu lehlerine çevirip, maçı kazanmak için yaparlar. Bunlar ne basketbol seminerlerinde anlatılır, ne de bir başka antrenör tarafından yazılıp çizilir. Ama çoğu antrenörde bu tip kurtlukları bilir. Bunlar etikmidir, değimlidir tartışmasına girmeden, Çetin hocamın bu yorumunun bana neler çağrıştırdığını sizlerle paylaşayım istedim. Ancak ısrar etmeyin tüm isimler bende saklı kalacak. Anlayan zaten anlar.

Örnek 1: Basketbol maçının iki devre oynandığı, her devrede iki mola hakkının bulunduğu ve İTÜ’ de yeni çalışmaya başladığım dönemlerde, kendisinden feyz aldığımız, ustamız saydığımız, halen de saygıda kusur etmediğimiz ve etmeyeceğimiz çok değerli bir ağabeyimiz, yenik götürdüğü ve rakibinin maçın kontrolünü eline geçirdiği bir maç sırasında mola aldı. Kendi takımına bazı uyarılarda bulunduktan sonra iki takımda sahaya dönerken hakem masasına yönelerek bir mola daha istediğini belirterek ikinci molasını da aldı. Daha sonra öğrendik ki bu kendisinin daha önceleri de yaptığı ve rakibini soğutmaya yönelik bir uygulamaymış. Ne yalan söyleyeyim, gerçektende başarılı oldu ve biz de zaman zaman bunu uyguladık.

Örnek 2: Yine bir mola geleneği. Aynı hocamız bu defa rakibin sinirini bozmak amaçlı takımı yine gerideyken bir mola kullanır. Ancak yine o dönemlerde molayı kim alırsa molanın ne zaman bittiğini de yine o belirliyor. Hocamız molayı aldıktan 5-6 saniye sonra mola bitti diye bağırarak hakeleri uyarıyor ve rakibinin kendisinin aldığı bu moladan faydalanmasını engelliyor.

Örnek 3: Yine İTÜ’ de antrenörlük yapmış ve daha sonra birinci ligde de çeşitli takımlarda görev almış bir ağabeyimiz, bir Türkiye şampiyonası sırasında hakemleri etki altına almayı düşünmüş. Bunun için önce mola almış ve bu mola sırasında hakemlerle tartışmaya başlamış. Bilerek bu tartışmanın boyutunu kısacık sürede arttırarak hakemleri ve federasyon gözlemcisini takımı sahadan çekmekle tehdit etmiş. Öncelikle federasyon gözlemcisi aman yapma etme diyerek kendisini sakinleştirme gayretine girişmiş. Ama ağabeyimiz bu aşamada bile gayet kontrollü ve dozunu iyi ayarladığı bir biçimde hakemlerle tartışmaya ve tehdide bir süre daha devam etmiş ve belli bir süre sonra hekemlerdeki ifade değişikliğini görünce aniden sakinleşivermiş. Bu olayın sonunda maç kazanılmış mı onu hatırlamıyorum ancak düşünüldüğünde olası bir sonuç gbi geliyor rakibin oldukça soğuduğu da göz önüne alınırsa.

Örnek 4: Bu defaki inciler Çetin YILMAZ hocamın yorumladığı bir maçta anlattıkları. Kendisi geçenlerde yorumladığı bir maç sırasında şöyle demişti. “Bazen antrenörler maçın ivmesini hakem vasıtasıyla kendi lehlerine çevirebilmek için hakemle tartışmaya başlarlar. Hatta daha da ileriye giderek saha içine girerler. Bunun sonucu çoğunlukla teknik faul olsa da maçın içinde bazen hakemeri etkilemeyi başarırlar. Ayrıca bu aşamada duraksayan oyun sebebiyle de rakiplerini soğutmuş olurlar.

Örnek 5: Geçen seneye kadar birinci ligde antrenörlük yapan bir dostumun maceralarında sıra. Kendisi son dönemlerde yetişmiş en büyük kurtlardandır. Caferağa spor salonunda oynanan bir maçını seyrediyorum kendisinin. Maçın sonlarına doğru geride olduğu için tam saha pres yapmaya başladı. Presin başlangıcı kendi önündeki sahada olmadığından ve oyuncuları sadece pres yapmakla kalmayıp aynı zamanda bağırış çağırı yaygara da yaptıklarından hakemlerde onun bencini görmüyorlar. Seyirciler dahil sahadaki herkes karşı taraftaki yarı sahaya odaklamış durumda. Ancak bir sonraki maçımızı onlarla oynayacağımızdan ben tüm takıma odaklanmaya çalışıyorum ve pres sırasında kim nerde duruyor, nereden nereye gidiyorlar diye de dikkatle takip ediyorum. Bu sırada gözüme kurt hocamızın presin en uzak noktası olan kendi önündeki yarı sahanın ortalarına doğru benchten sürekli bir çocuğu soktuğunu ve pres sırasında takımın 6 kişi oynadığını fark ettim. Pres bitip te topu kaptıkları anda çok hızlı ve yine bağırış çağırış fast break attıklarından bu oyuncu arkalarda kalıp hücuma koşmak yerine hemen kenara çıkıyor tabi.

   Bu örnekleri arttırmak mümkün tabii ama anlattığım gibi, bazen coachlar maç kazanmak için neler yapıyorlar bir görseniz ağzınız açık kalır, hayretler içinde 24 saat geçirirsiniz garanti veriyorum.

 

Murat POLAT - 25 Ocak 2007