MİLLİ TAKIMLARIMIZ ve EKSİKLERİMİZ

Murat POLAT özgeçmiş -->   Milli heyecan başladı. Önce genç erkekler, ardından ümitlerimiz ve son olarak da A milli takımımız.

   Tatilim boyunca elimden geldiğince ekrandan maçları takip etmeye ve oyuncularımızı dikkatle izlemeye çalıştım. İlk gözüme çarpan, yıllardır gerek basketbol, gerek futbol ve gerekse de voleybolda yaşanan ve “FİNAL SENDROMU” olarak adlandırılan final ve final havasında geçen maçları kazanamama alışkanlığımız oldu. Bunu uzun uzun düşündüm, yanıma aldığım kitapları karıştırdım ve şu sonuca vardım. Esas olan Türk insanının duygusallığı ve heyecanı değil, neredeyse tüm toplumumuza yayılmış olan “KENDİNE GÜVENEMEME” hastalığı.

   Siz bunun adına ne derseniz deyin, ancak bence Türk insanı genel olarak kendine güvensiz. Bu durum her ortamda olduğu gibi takımlarımıza da yansıyor. Elde ettiğimiz başarıların tamamının altında yatanlara baktığımızda ya inanılmaz bir inanmışlık ve kendine güven, yada rakibin inanılmaz güvensizliğini ve korkusunu görüyoruz. Ancak kaybettiğimiz tüm finallerde de tam tersini yaşamışız çoğunlukla. Yetersiz konsantrasyon (Ankara’da oynanan Katar maçı en son örnek), güvensizlik ve inanmamak. Gücümüz ne olursa olsun bu gerçekler değişmiyor. Teknik ve taktik eksikliklerimize rağmen finalde kaybettiğimiz tüm maçların kasetlerini alıp oyuncularımızın suratlarına bakın, ne demek istediğimi daha iyi anlayacaksınız. Kasetleri bulamıyorsanız istatistikleri inceleyin, özelliklede rahat kazandığımız ve kaybettiğimiz maçların serbest atış yüzdelerine bakın yine anlayacaksınız. Hangi takım serbest atışlarda %50 isabetin altında kalıyor Avrupa yada Dünya’da? Sizce bu serbest atış atmayı bilmediğimizden mi? Bence konsantrasyon eksikliği ve yeterli motivasyonu sağlayamamaktan. Zaman zaman kafamızı işimize vermediğimiz de bir gerçek tabii. Ama serbest atışlarda farklı maçlarda farklı isabet oranlarıyla yaşanan bu dalgalanma bence tamamen kendine güvenle alakalı ve sebebi psikolojik. Bizim millet olarak öncelikle bu sorunumuzu çözmemiz gerektiği inancındayım.

   Teknik ve taktik eksikliklerimize değinmek gerekirse, tüm takımlarımızda göze batan en önemli iki eksiğimiz kat müdafasını ve perdeleme müdafasını yapamayışımız olarak ortaya çıkmakta. Kaybettiğimiz yada kazandığımız tüm maçları tekrar seyredin, yada bundan sonra oynayacağımız maçları bu uyarıyla daha dikkatli izleyin. Hiçbir oyuncumuz kat müdafası yapmıyor, hiçbir oyuncumuz perdeleme müdafası bilmiyor. Nedeni ise basit. Türkiye liglerini izleyin, hangi takımımız sürekli kat ederek oynuyor? Hangi oyuncumuz iyi perdeleme yapıyor? Tüm antrenörlerimiz setleri ezberletip kendi felsefelerine uygun oyun sistemleri uygulatıyorlar altyapılarda. Hangi yıldız yada genç takım antrenörü oyuncularına sezon boyunca nasıl kat edilir, nasıl perdeleme yapılır, kat müdafası nedir, nasıl yapılır, perdeleme nasıl savunulur, pick and roll müdafası nasıl yapılır, bu oyunlarda nelere dikkat etmek gerekir gibi konuları çalışıyor acaba? Bazı antrenörler “Biz motion offense oynatıyıruz” diye iddia ediyorlar. Gidip o takımların antrenmanlarını izleyin bakalım, kaç antrenmanda katlar ve perdelemeler çalışılıyor? Antrenmanların içinde kat, perdeleme, pick and roll ve bunların müdafalarının öğretilmesi için ayrılan zaman yüzde kaça tekabül ediyor? Bu şekilde yetişen oyuncu A takımda nasıl kat ve perdeleme yapsın, kat ve perdelemeleri nasıl savunsun?

   Kendimizi kandırmayalım. Türkiye’de iyi altyapı antrenörü yok. En iyisinin bile pek çok eksiği var ve eksiklerini kapatmamak için diretiyor. Sırp’ların ve Yugoslav ekolünden gelen ülkelerin en büyük şansı altyapılarda yetişmiş antrenörlere sahip olmaları. Eldeki malzeme ne olursa olsun bu antrenörler iyi değerlendiriyorlar malzemeyi. Basketbolun en önemli yanının pas olduğunu ve topun pasla dolaşıp rakip müdafanın pozisyon kaybetmesinin sağlanabilmesi için kat ve perdelemenin ne kadar önemli olduğunu bildikleri için, altyapı antrenmanlarında çoğunlukla bu konular üzerinde duruyorlar. Bu ise onların her maça 1-0 önde başlamalarına yol açıyor. Artık bizlerde de kafa değişikliğine giderek bu iki önemli olgunun üzerinde durmanın vaktinin geldiğini düşünüyorum.

 

Murat POLAT - 03 Ağustos 2006