HULUSİ YENAL: TEŞEKKÜR BEKLERDİM

   Bu haftaki konuğumuz 30 yıla yaklaşan aktif hakemlik hayatıyla ilimize emeği geçen Hulusi Yenal. Ocak 2007'den bu yana federasyon hakemliği yapmayan Yenal, kırgınlığını saklamadı.

Kendinizden bahseder misiniz bize?
Ankara’da, Hüsamettin Topuzoğlu’nun açmış olduğu son Temel Hakem Kursu’ndan mezun oldum. Bizim dönemimizin en şanslı yanı, Ankara bölgesinden o dönem deplasmanlı liglerde görev yapan , Kadir Türkkanlar, Gökhan Günalpler, üst düzey hakemlerin hepsi her gün bize ders anlatmaya geldiler. Ve çok başarılı bir eğitim kursu oldu. 16 Ocak 2007 tarihine kadar da deplasmanlı liglerde, Türkiye’nin her bölgesinde maç yönettim. Aşağı yukarı 15.000’in üzerinde maçım var.

Niçin hakemlik?
Vallahi tesadüf üzerine hakem oldum. Hakeme kızdım hakem oldum, genelde herkesin yaptığı gibi... Bir gün, Ankara’da Atatürk Spor Salonu’na gitmiştim bir kış günü. Hava çok yağışlıydı, girecek bir yer arıyorduk. En sonunda açık bir yer olarak Atatürk Spor Salonu’nu gördük, ışıkları yanıyordu. İçerde de hiç unutmam, MTA-ODTÜ yıldız bayan maçı oynanıyordu. Tribünde sayılı kişiydik. Maçı yöneten hakem, bizim beğendiğimiz bir kıza, iki de bir faul çalarak 5 faulle çıkmasına neden oldu. Biz de kızı çıkardı diye iki laf söyledik adama. Ertesi gün baktım, maçı yöneten hakem benim bandodan komutanımdı. Kızdı bana ve beni hakem yaptı.

Hakemliğin size kattığı sosyal yönler nelerdir?
Yaklaşık 30 yıldır bu işin içindeyim. Hayatım basketbol benim. Artık sosyal yönümüz kaldı mı bilmiyorum? Basketbolun sayesinde tabii ki inanılmaz bir çevrem oluştu. Çevrem oldukça genişledi, iş disiplini sağladı.

Oğlunuz Efe’yi de basketbolun içinde bir yerde görmek istiyor musunuz? Nerede, niçin?
Oğlum için şu an daha çok erken, 4 yaşında. Onu kendi tercih edecek ama şimdi yüzmeye gidiyor. 3 yaşında başladı yüzmeye ve 2 sene daha yüzmeye gitmesini istiyorum. Yaklaşık 10 yaşına kadar yüzme ve cimnastik üzerine devam ettireceğim. 10 yaşından sonra eğer takım sporlarından birine girmek isterse, biz de katkımızı yaparız. Zaten salonlarda büyüyor Efe, pota altlarında uyuyor... Büyük bir ihtimalle o da basketbolun içinde bir yerde olacak.

Federasyon hakemliğini bıraktınız. Bundan sonra ilde veya federasyonda hakemlik dışında bir görev almayı düşünüyor musunuz?
Ocak 2007’de federasyon hakemliğini bıraktığımı söylemiştim. Bu tarihten itibaren ilimizdeki genç hakemlere olsun, genç oyunculara olsun, küçük çocuklara olsun bilgi ve tecrübemi zaten aktarıyoum. Yasal olarak bu işi 2 sene daha yapma hakkım var. Tabii bu bir arz talep meselesi. Gücüm yettiğince, insanlar benimsediği sürece devam etmek istiyorum. Ama biliyorsunuz uzun yıllar federasyonda görev yapmama rağmen federasyondan bir “teşekkür” alamadık. Bu konuda kırgınım MHK ve federasyona. Altyapılarda, özel turnuvalarda çeşitli ödüller alıyoruz. Sağolsunlar insanlar kanıksadılar artık beni. Fakat federasyondan bir teşekkür edilmesini beklerdim en azından. Önümüzdeki sene bir jübile düşünüyorum. 3 büyük kulübümüzden bir tanesi, her konuda yardım edeceği sözünü verdi. Hakemlik hayatımı, büyük bir ihtimalle bir jübileyle sonlandıracağım. İlde de görev almak isterim hakemliği bıraktıktan sonra... Bu camiadan kopmak çok zor. Şu an bu işleri yapan insanlar var zaten, ben de hakemlik yapıyorum. Şu an için bu soru erken yani...

30 yıla yakın devam eden aktif hakemlik hayatınızda başınıza elbette bir çok olay gelmiştir. Bunlardan unutamadıklarınızı bizimle paylaşır mısınız?
Valla 30 senedir maç yönetiyorum, anıdan bol başka bir şey yok bende. Önümüzdeki seneden itibaren bir kitap hazırlıyorum bu konu üzerine, basketbolla anılarımız üzerine.

 

Aldığım bir ceza var... Hakemlik hayatım boyunca aldığım ilk ve tek cezadır bu. Rahmetli Muzaffer Tunçalp’in il ajanı olduğu bir dönemdi. Eyüp’te bir okul maçına gitmiştik. O zamanlar İstanbul liglerinde olsun, Türkiye liglerinde olsun istim üzerindeyim. Oldukça faal bir hakemim, her hafta “baba” maçlara çıkıyorum. Eyüp’teki okul maçından dönüşte, Karaköy’den Kadıköy’e geçeceğiz, oradan da bölge maçlarının oynandığı Burhan Felek Spor Salonu’na gideceğiz. Burhan Felek’te 17.00’da da maçım var, ona yetişeceğiz. Vapura Muzaffer Tunçalp, Aslıhan Doğukan, Hayri Işın ve bir kaç arkadaşla bindik. Vapur hareket ettikten bir müddet sonra baktım başka yöne gidiyor. Hatta rahmetli hocaya takıldım “Yahu hocam, bu vapur başka tarafa gidiyor, biz Kadıköy’e gideceğiz ama bu vapur Adalar tarafına gidiyor” dedim. O da bana takıldı ve “Ya Hulusi, sen ne anlarsın tatlı su balıkçısı, Ankara’dan geldin bize mi öğreteceksin” dedi. 3-5 dakika sonra baktık bir anons: Teröristler vapura el koymuşlar, vapuru kaçırdılar. Biz de maça yetişemedik. Sonra 3 hafta maç gelmedi bana. Hocaya herkes soru soramaz, ben merak ettim, bir pundunu yakaladım ve “Hocam ben niye maç alamıyorum” dedim. “Sen cezalısın” dedi. “Maçına gitmemişsin!” dedi. Maçımıza gitmemem söz konusu olamaz benim, biliyorsunuz 1 saat önceden giderim maçıma, asker olduğum için... “Bu tarihte maçına gitmemişsin” dedi. Ben de “Hocam o tarihte beraberdik, vapuru kaçırdılar biliyorsun, ondan gidemedik maça” dedim. Cevabı şuydu: “Sen çok oyalandın, keşke 1 saat önceki vapurla gitseydin, maçına yetişirdin.”

Bir de bitmeyen bir maç var. 2-3 sene önce sezonun son maçları oynanıyor. Haziran-Temmuz ayına gelmişiz, yaza girdik gireceğiz. O zamanlar 2.-3. kümeler oynanıyor. Komite bana maçı tebliğ etti, yılın maçı artık, maçlar bitecek, akşam 8’de Caferağa’da. Takımlardan birinde bir çocuk var, biraz dikleniyor böyle. Tavırları falan bir garipti. Yazın sıcağı tepemize vurmuş zaten, dedim ki “Fazla oyalanma, hadi oyna da bitirelim maçı” Bu oyuncu bana bir iki ters laf etti, ben de teknik faul çaldım. Bu sefer bana teknik faul çalamazsın gibilerden gene bir iki ters laf etti. Ben de kaldırdım attım bunu. Atınca bana dedi ki “Bak beni atma, senin için hiç iyi olmaz.” Ben daha da sinirlendim, “Çık dışarı” dedim. Çıkarken topu aldı, gitti Caferağa’nın en üst köşesine oturdu. Maçta da başka top yok. Top bununmuş, maç yarıda kaldı. Sezon da bir türlü kapanmamış oldu.

Asker olduğunuzdan dolayı maçlara gitmekte zorluk çektiniz mi? Nasıl ayarlıyordunuz hem işi hem de maçı?
Benim dönemimde pek zorluk çekmedim; şöyle ki, komuta kademesiyle aram çok iyiydi, daha doğrusu başımdaki amirimle. Hiç bir zorluk çıkarmadılar yani. Meslek hayatım boyunca hiç bir zorluk çekmedim hatta yurt dışında çeşitli turnuvalara bile gittim. Şu an asker hakemlerin görev yapması çok zor tabii.

Geçtiğimiz ay içinde bir ödül aldınız? Bu ödülün size verilmesini neye bağlıyorsunuz?
Basketbol Okulları Birliği (BOB) komitesi başındaki Cihat Levent başkanlığında, altyapılara ve basketbola yaptığım hizmetlerden dolayı bu ödül bana uygun görüldü. Tahmin ediyorum, bunca yıldır yaptığım emeğin karşılığı olarak düşünmüşler. Keşke bunu federasyon da düşünseydi diye zaman zaman içimden geçirmiyor da değilim.

Sizin döneminizden hala federasyonda hakemlik yapan kişiler var. Bu konu hakkında söylemek istedikleriniz neler?
Bu sene Ercan Kümbül’ü bıraktırdılar. Benden önce Murat Erbaş’ı... Çok kolay bıraktırıyorlar. Bu insanlar çok kolay yetişmedi. Yerine aldığın kişiler, bu kişilerden daha iyiyse, daha kaliteli hakemse, tabii ki. Altyapıdan ümit vaat eden hakemlerse, tabii ki. Ama bu insanlar belli bir emek verdiler, belli bir yatırım yaptılar, bu işin yükünü çektiler, çok çabuk harcamamak lazım. Deplasmanlı liglerde takımlar büyük yatırım yapıyor, sen genç ve tecrübesiz hakemleri klasmanda yetiştirmeye çalışıyorsun. O zaman ne oluyor, takımların canı yanıyor.Eskiden genç hakem yurtiçi turnuvalarında yetişirdi, şimdi deplasmanlı ligde yetişiyor. O zaman da, klasmana aldım diye iki tane genç, tecrübesiz hakemi atıyorsun maça, ondan sonra da her türlü problem çıkıyor. Ama sen, Ercan Kümbül ve Murat Erbaş gibi hakemleri çok çabuk bıraktırmazsan; en azından bu gençlerin gelişiminde yardımcı olurlar. Usta-çırak ilişkisidir. Kolay yetişmiyor bu insanlar. Hakemlik, tecrübeyle eş değerdir.

Sizin bahsetmek istediğiniz konular varsa onları da dinlemekten mutluluk duyarız...
Son iki senedir İstanbul’da yapılan klasman hakem koşularını çok gereksiz bulduğumuz söylemek isterim. Hakemlik artık profesyonel oldu gibi. Hakemlerin kendilerine bakması lazım. Hakemin maçta fiziksel bir problemi varsa, o zaman maç vermezsin. İnsanları, hele İstanbul gibi metropollerde, haftanın belli günleri belli yerlerde toplamak anlamsız geliyor bana. Hakemleri illa bir yerde toplamak istiyorsan, bu koşu için olmamalı bence.
 

www.basketbolhakemleri.com - 19.12.2007