AVRUPA ŞAMPİYONASINDA YAŞANANLARIN NEDENLERİ VE REÇETESİ

   Yavaş ve yaratıcılıktan uzak oynuyoruz ve bunun temelleri geçmişten geliyor. Temel çalışmalar yapılmıyor ve taklitçilik iliklerimize işlemiş. Küçük takımlar bile örneğin Litvanya'nın setini oynamaya kalkıyor. Bu yıllardır böyle Olacak şey değil.


   Ayrıca diyorum ki bizim oyuncularımız savunma yaparken problem yaşıyor. Çok kolay geçiliyoruz, diğer bir anlatımla çok kolay yeniliyoruz, özellikle tepeden yeniliyoruz ki bu bir takım için bir çok problemi de beraberinde getirir. İki yakanız bir araya gelmez, bire bir yeniliyorsanız, hele hele tepeden yeniliyorsanız. Gözlemlediğim kadarı ile oyuncularımızın ofensif fundamental bilgilerindeki eksiklik gibi savunma fundamentallerinde de çalışarak kısa sürede toparlanabilecek eksiklikler var. Açık alanda bire bir savunma yapamıyoruz, hücumun patlayıcı hareketlerine gerekli çabuklukta reaksiyon veremiyoruz, versek bile ya geç veriyoruz, ya yeniliyoruz, ya da faul yapıyoruz. Çünkü hazır olma ve farkındalık gibi kavramlara gereken önemi vermiyoruz. En önemlisi de Box etmiyoruz. Bunun neticesinde de kaybediyoruz. Ya da herkesin dediği gibi kısaca, savaşmıyorduk onun için kaybediyorduk (siz bakmayın savaşarak kaybedin bari diyenlere, yok öyle bir şey, kaybetmeyi düşünüyor olman demek, kaybetmen demektir. "Ehveni şer" der eskiler, kötünün iyisi diye tercüme edebiliriz yani kötü seçeneklerin en iyisi, burada her şartta kaybediyorsun biz kaybetmeyelim diye yırtınıyoruz burada)


   Arkadaşlar savunma hücumun benzinidir. Savunma kazanma nedenidir demiş efsanevi antrenör Jack Ramsey. Doğrudur. Savunma yapanın kazanmaya çok daha yakın olduğu yıllardır bilinen bir gerçektir. Rusya, özellikle rakiplerinin etkili oyuncularına iyi savunma yapması sayesinde kimsenin beklemediği şekilde Avrupa şampiyonu oldu. O zaman yapılacak şey en alttan başlayarak savunma çalışmalarına, işin en başından, yani temelinden başlamak ve bu konuda oyunculara ciddi eğitim vermek olmalıdır. Savunma çalışmaları, hücum çalışmalarına göre daha zor ve konsantrasyon süresi kısa ve de bir o kadar da yorucu çalışmalardır. Oyuncuların, savunmanın zor ve yorucu çalışmalarına severek, isteyerek ve getireceği faydayı öğrenmiş, benimsemiş olarak katılımını sağlamak, yani malını iyi pazarlamak antrenörün en önemli görevleri arasındadır. Onun için de antrenörün teknik taktik bilgisi yanında psikolojik bilgisi de olmalıdır ki oyuncular ile olan iletişimini istenen seviyede tutabilsin ve onları belli bir amaç için motive edebilsin.
Son olarak da oyuncularımızın eğitim düzeyini istenen seviyeye yükseltmek, ondan da önemlisi kültür seviyelerinin olabildiğince yüksek olabilmesini sağlamak çok önemlidir. Hepimizin bildiği gibi bir kaç kuşaktır oyuncularımız okulu ikinci plana atmış ve eğitimlerini ciddi bir şekilde ihmal etmişlerdir. Eğitim onların analitik düşünce sahibi olabilmelerinin ilk adımı olacaktır. Analitik düşünmek olayların analiz edilerek anlaşılmasını sağlayan bir yoldur. Sahada kaliteli düşünebilen ve değerlendirebilen, geniş açı ile görebilen, karar verebilen, yani inisiyatif kullanma özgürlüğüne sahip oyuncuların varlığı, eğitim seviyelerinin yüksekliği ile birlikte, bizlere ve oyunu bizzat oynayan değerli oyuncularımıza bu günkü utanç tablolarını yaşatmayacaktır.

   Başarılı olmak istiyorsak bunun bedelini ödemeye hazır olan, kendini uzun ve yorucu çalışmalara adayabilecek oyuncular, antrenörler, yöneticiler ile beraber, temel felsefemiz olarak aşağıdaki konuları önemle göz önüne almalıyız :

1- Çağa uygun süratli basketbol oynayacağız (süratli basketbol oynayan takımlar gerektiğinde yavaşlayabilirler, ancak yavaş oynamaya alışmış takımları hızlı oyuna yöneltmek o kadar kolay değildir, hata yapma ihtimali çoktur) Tempo ve tempo kontrolü önemli.
2- Önceliğimiz fundamental çalışmaları olacak, fundamental yalnız karşılıklı geçip pas alıp vermek ya da kukalar arasında dripling yapmak değildir. Fundamental basketbol oyununun ta kendisidir. Düzgün koşabilmektir, bu esnada vücut dengesini koruyabilmektir, iyi stop yapabilmektir ki iyi perdeleme yapabilelim, iyi pivot yapabilmektir ki perdelemeden sonra içeri devrilebilelim, yön ve sürat değiştirmektir ki pas verip kat edebilelim, iyi ve zamanında pas verebilmektir, driplingi etkili kullanabilmektir, ayak oyunlarını iyi yapabilmektir, iyi şut tekniğine sahip olabilmektir, spacing'tir. (düzgün ve dengeli yerleşim)
3- Set çalışmaları ile vakit kaybetmeyecek, özellikle altyapılarda taklitçilikten uzak duracağız.
4- Özgüven gelişimine önem ve öncelik vereceğiz.
5- Savunmanın önemini bilecek ve ona gereken değeri vereceğiz.
6- Başlangıç düzeyindekilerin eğitimine öncelik vereceğiz, antrenör seminerlerinin ve katılanların sayısı değil kursun kalitesi önemli olacak.
7- Eğitimin şart olduğu gerçeğini Cem Yılmaz'ın bir esprisi zannetmekten vazgeçeceğiz.
8- Çocuklara bir arada oynamayı, paylaşmayı, sevgiyi, ben yerine biz demeyi, bir diğeri için fedakarlık yapabilmeyi, kişisel egoları bastıramamanın getireceği çöküntünün altında hep beraber kalabileceğimizi, öğreteceğiz.

   Anlayacağınız dostlar uzun vadeli bir plan ve program yapacağız ve bunu bütün Türkiye'ye yayacağız. Bunun başka yolu yok. Türk çocuğu zeki ve yeteneklidir. Kendilerine güvenilmeyi bekliyorlar. Solomon'un Türk yapılması veya 34'lük Stefanov'dan medet ummak doğru bir yol değildir. Önce var olan kendi kaynaklarımızı değerlendirelim. Atatürk bu ülkeyi devşirmeler ile kurtarmadı. Çanakkale'de de şehit düşenler Hasan'lar, Mehmet'lerdi, hatırlatırım. Sakın ola bana kafatasçı filan demeyin ayıp olur, ben elimizde yeterli potansiyel var, onlara önem verelim, bizde de Yasikevicyus, bizde de Navarro, biz de de Calderòn'lar, bizde de Halperin'ler bizde de JR Holman'lar var iyi bakın etrafınıza, diyorum.

   İşte size gelecek için herkesin altına imza atması gereken reçete. Kim hayır diyebilir ki ? 2010 bu şekilde kurtarılır, ülke basketbolu da. Haydi Federasyon.

 

Hurşit BAYTOK - 20 Eylül 2007