|
Türk basketbolunun geleceği ile ilgili olarak
yorum yapan dostlarımız artık seslerini daha bir
yüksek perdeden duyurma çabası içerisine
girdiler. Genel söylemleri ise oyuncu
kalitesinin düşmeye başlaması ile birlikte,
yabancı sayısının da artması, gelecek için
ümitlenmemizi zorlaştırıyor bağlamında. Oyuncu
kalitesinin düşmesini de, yöneticiler tarafından
çok az bir maaş ile çalıştırılan ve bu işe yeni
başlamış genç ve tecrübesiz antrenör
arkadaşlarımızın sebep olduğunu
söyleyegelmekteler.
İşte biz de Beko basketbol ligi hazırlıklarının
tam gaz sürdüğü bu sıcak yaz aylarında tam 40
senedir hemen her branşında görev yaptığımız
basketbolumuzun bu yönünü bu sayının konusu
yaptık. Konu okuyanlarımızı serinletmeyecek,
diğer bir anlatımla yüreklerinize su
serpmeyecek, ama derin bir iç geçiriş ile
yüzlerde bir hayret ifadesi oluşturacak
düşüncesindeyim.
Alt yapının üç ayağı vardır. Bunlar, yönetici,
antrenör ve oyuncudur. Konunun yönetici
tarafını, Kocaeli Üniversitesi İktisadi ve
Ticari Bilimler Fakültesi, Organizasyon Anabilim
dalı başkanı Sn. Prof. Dr. Nurullah Genç
hocamızın www.ntvmsnbc.com sitesindeki bir
röportajından aldığımız iyi yönetici tarifi ile
noktalayarak, diğer iki ayağı, antrenör ve
oyuncu cephesini detaylı olarak ele alacağız.
Hocamız yöneticiyi “Yönettiği sistemin
geçmişinden dersler çıkararak sistemi daha da
büyütecek ve etkin kılacak şekilde kontrol
etmesini beceren kişi” olarak tarif etmiştir.
Ayrıca iyi yönetici olgun davranmalı, kendine
güvenmeli ve başkalarına güven vermeli diyerek
onun samimi olabilmesini, empati kurabilme
becerisi gösterebilmesi gerektiğini eklemiş ve
son olarak da ileriyi görebilmesi gerektiğinin
altını çizerek, duygusal olgunluk içerisinde,
açık sözlü olup, doğru, bilgili, inisiyatif
sahibi ve kararlı kişilik özelliklerine sahip
olmalı demiştir.
Antrenör, eğiten kişi, eğittiği kişilere ilgili
olduğu spor dalında ilim yayan, konusunda
bilgili ve kendini sürekli yenileyebilen (mevcut
durumu sürdürmek çöküşün başlangıcıdır) spor
adamının kısa adıdır. Antrenör, oyuncularının
güvenlerini kazanmak için iyi bir planlama
yapabilmeli, onları olumlu yönde motive
edebilmek için iyi iletişim kurabilmeli, adil
olmalı, (adil olmak kuralların herkese eşit
uygulanması demektir) farz etmemeli, baskı
kurmamalı, fundamental bilgisi olmalı ve bunu
gerektiği gibi aktarabilmeli, organizasyon
becerisi olmalı, teknik taktik bilgisi yanında
psikolojik bilgisi olmalı, onlara rekabet üstü
olma (rekabet üstü olmak kendi kendinle yarışmak
anlamına gelir, bugün, dünden iyi olmalıdır
deyişi ile de açıklanabilir) kavramının önemini
aktarabilmeli, dinlemesini bilmeli ve sabırlı
olmalı. (özellikle altyapılarda) Bütün bunların
yanında antrenörlüğün yaşamsal prensiplerinden
ilki “Antrenörlüğe başlar başlamaz kazanmayı
düşünme, kaybedince de ümitsizliğe kapılma.
Kazanmak şansla değil çok çalışmak ile
ilgilidir” diye başlar. İşte işler burada
çatallaşmakta ve bütün sorun da bu maddenin göz
ardı edilmesinden ya da yanlış anlaşılmasından
kaynaklanmaktadır. Çalışmak ve çalışmanın sonucu
hedeflediğin noktaya ulaşmak dünden bugüne
kolayca gerçekleşebilecek bir durum değildir.
Özellikle altyapılarda çalışanlar için bu başarı
kavramı çok daha uzun vadede anlam kazanır.
Bunun açık nedeni altyapı antrenörlüğünün günü
kurtarma veya diğer bir ifade ile kısa dönemli
başarılar ile tatmin olunacak bir görev
olmamasıdır. Altyapıda çalışmak sabır işidir,
adım adım ilerlemeyi ve her gün bir adım atmayı
gerektiren, oyuncu namzedinin gerek sosyal
gerekse spora özgü teknik becerilerini
geliştirmeyi ön plana almayı zorunlu kılan bir
görevdir. Günümüzden yaklaşık 800 yıl önce
yaşamış İranlı düşünür Şirazlı Sadi’nin şu lafı
biz altyapıda çalışanlar için çok dikkatle
değerlendirilmeli ve üzerinde defalarca
düşünülmelidir. “Koyunlar mı çoban içindir,
yoksa çoban mı koyunların hizmeti için vardır?”
Bizler kısa yoldan başarı peşinde koşarken
maalesef esas görevimizin bilincinde olamıyoruz
ve çocuklara her anlamda sağlam temeller
öğretmenin önemini ıskalayarak onların sağlıklı
bir birey olmalarını önlemenin yanında, teknik
olarak da kaliteli sporcular olmalarına mani
oluyoruz.
Son yıllarda dozu iyice artan bir şekilde
profesyonel takımlarda izlenilen set ve oyun
düzenleri altyapılarda (küçük, yıldız ve hatta
minikler kategorileri dahil olmak üzere)
karşımıza çıkmaktadır ki bu, yanlışların en
büyüğü olup, bu çocukların aynı eğitim
sistemimizdeki gibi ezbere dayalı bir şekilde
basketbol oynamaya yönlendirilmeleri anlamına
gelmektedir. Halbuki yapılması gereken şey
onların oyunu anlamalarına yardımcı olarak,
gerçekçi ve ulaşılabilir hedeflerinde yardımı
ile fundamental çalışmalarına önem ve öncelik
vermek, sonra da onlara maç kazanmanın en açık
nedeni olan bireysel savunma fundamentalini
öğretmek olmalıdır. Bu yöntemin bir faydası,
onları geleceğe hazırlamak olacağı gibi esas
önemli faydası da onların oyunu görerek,
düşünerek, dolayısıyla özgüvenlerini
geliştirecek tarzda oynayabilmelerine yardımcı
olmasıdır. Özgüven gelişimi için öncelikle
psikolojik ve sosyal içerikli eğitim verebilecek
tarzda yaklaşım sergilenmesi gerekmektedir.
(“Gençlerin eğitim süreci içerisinde ona, iyi -
kötü, güzel - çirkin, doğru - yanlış ekseninde
temel bilgiler de verilmesi gereklidir” Prof Dr.
Özcan KÖKNEL) Onun için başlangıç
düzeyindekilerin, yani antrenörlerin, eğitimi ve
doğru yönlendirilmeleri şarttır. Ben gittiğim
her seminerde genç antrenör arkadaşlarıma
taklitçilikten uzak durmalarını, takımlarının
iyiliği için çok fazla set çalışmasına zaman
ayırmadan basketbolun bizatihi kendisi olan
temel teknik çalışmalara önem vermeleri
gerektiğini anlatmaya çalışıyorum. Onlara,
oyuncularının basketbol hayatlarında
karşılaşacakları problemleri tanımlamayı, çözüm
yollarını cesaretle kendilerinin bulabilmeleri
yönünde şans tanımak gerektiğini, eğer bu seçim
sırasında yanlış yaparlarsa yapıcı kritikler ile
yalnızca bu yanlışı yapmamaları yönünde uyarmayı
ve doğru yolu göstermeyi ilke edinmelerini
öğütlüyorum. Oyuncuların gelişimine çok hassas
ilgi göstermeli ve onların takım için harcadığı
çabaları takdir etmeyi bilmelisiniz diyorum.
Temel ihtiyaçlar hiyerarşisini göz ardı etmeyin
diyorum. Türk çocuğu ciddi anlamda zeki ve çok
yetenekli. Daha da önemlisi kendilerinin
geleceği için yapılan çabaları anlayacak ve
takdir edebilecek kadar da düşünce sahibi ve de
çok vefalı. Ergenlik çağının başında veya içinde
olan bu insanların sizlerden tek istediği onları
anlamaya çalışmanız ve paylaşımcı bir kişilik
sergilemeniz. Doğaldır ki bunu onlar sizlerden
sesli olarak dile getirecek konumda değiller.
Ancak siz antrenör olarak dünyayı onların
gözünden görmeye çalışacak, yani EMPATİ yapacak
ve onlar ile olan iletişiminizi, ki bu en önemli
antrenörlük silahıdır, ona göre
şekillendireceksiniz. Kurallardan önce iyi
alışkanlıklar geliştirme yönünde sarf edeceğiniz
çabalar karşılıksız kalmaz. Unutmayın siz bir
modelsiniz, onlar sizi duymadan önce görürler,
bunu da hatırınızdan çıkarmayın. Siz onlara
doğru bir adım atın onlar sizin için düz duvara
tırmanırlar. Lütfen kendi kişisel hırslarınızın
kurbanı olmadan, önceliği bu çocukların
gelişimine verin. Pişman olmazsınız. Sonuç değil
sonuca götüren doğrular önemlidir. Sonuca giden
doğrulara odaklanmak ise sonucun pozitif olması
demektir ki bunun genel adı KAZANAN olmaktır.
Son olarak seçim öncesinin moda deyimini
kullanacak olursam, eğitim kurulunun görevi,
başlangıç düzeyindekilerin, yani antrenör
eğitimi işini, çok ama çok ciddiye alarak,
onların bu eğitim süreci içerisinde EZBERLERİNİ
DEĞİŞTİRMEYİ ön plana almak olmalıdır.
Şimdide gelelim üçgenin son ayağı olan
oyuncularımıza yani geleceğimize. Diğer anlatım
ile konunun kahramanlarına, ama gelişimlerinin
sekteye uğramasında en az suçlu olanlara.
Bütün oyuncular çok iyi olmak ister ve hemen
herkesin gönlünde yatan da bir aslan vardır. Bu
aslanlar günümüzde NBA’de göğsümüzü kabartan
Hido ile Memo. Herkesin hayallerini süsleyen bu
kahramanlarımız acaba buralara nasıl geldiler
düşüneniniz oldu mu acaba? Bu korkunç rekabetçi
ortamda bu arkadaşlarımız acaba ne gibi bir
bedel ödediler. Arkadaşlar; Zirveye ulaşmanın
mutlaka bir bedeli vardır. İlk iş çok çalışmak,
onun için de kendini bu işe adamak ön şarttır.
Kendimizi sonsuz çalışma saatlerine, günlerine
hatta senelerine kısaca her türlü fedakarlığı
yapmaya adayabilecekmiyiz? Antrenörlerin çok
yönlü oyuncu arayışında olduklarının
bilincindemiyiz? Üstlenmemiz istenilen değişik
rollere adapte olabilecek bilgi ve beceriye
sahip olabilmek için gerekli her türlü zorluğa
göğüs gerebilecek sabrımız var mı? Takım
içerisinde alacağınız yerin tamamen sizin
çabalarınız sonucu belirleneceğini
biliyormusunuz? Zamanı gelince diye bir kavram
olmadığını, yapılması gerekeni şimdi ve daima
aynı kararlılıkla yapmak gerektiğini, bunun da
iç disiplinden geçtiğini, sonucunun sizi zirveye
taşımak olacağını iyi anlıyormusunuz? Rekabet
üstü olmak ne demektir biliyormusunuz? Bu ve
bunun gibi sorulabilecek bir sürü sorunun
cevabını, hemen evet diye verebilmek çok
kolaydır. Ancak iş eyleme geçmeye gelince bu
yarışın dışında kalan çok arkadaşımın da
olduğunu hatırlatmak isterim. Basketbol eğitimi
aynı tıp eğitimi gibi sonu olmayan bir eğitim
sürecidir ve bunun maalesef kestirme yolu da
yoktur. İşin tek sırrı ÇALIŞMAKTIR.
Ülkemizde çok ciddi oyuncu potansiyeli olduğuna
bütün kalbimle inanıyor hatta bu yetenekleri
çeşitli platformlarda izliyorum. Bu yeni bir şey
de değil, yıllardır bu gerçekle yaşıyoruz.
Bundan dolayı da Türk basketbolunun geleceğine
olan güvenim bu açıdan tam, fakat bizi bekleyen
en büyük tehlikenin de bu çocukların eğitiminin
yanlış düşünceler ışığında gerçekleştirilmesi.
Daha geniş vizyona sahip idareci ve antrenörlere
ihtiyacımız var. Bizler bu konuda üzerimize
düşeni yaparsak uluslararası düzeyde eğitimli
çok daha fazla çocuğumuzun piyasalarda yerini
alabileceğini rahatlıkla söyleyebilirim, yok
günü kurtarma yönündeki çabalar devam ederse,
iki - üç set, birkaç kenar oyunu, savunma duruşu
bilmesede olur, zone press yada adam adama press
yapmak kolay, özellikle küçükler seviyesinde bu
tarz daha etkili, gelsin galibiyetler, gelsin
madalyalar, çekilsin fotoğraflar 4 - 5 sene
sonra bak fotoğrafa bir tanesi ortada yok, hepsi
kaybolmuş, öğrenmeye en yatkın çağlarında
geleceklerini kurtaracak temel bilgiler
öğretilmemiş, sonuç, enkazın altında kalmışlar.
Bu zihniyet değişmezse bugünleri bile mumla
arayacağımızı rahatlıkla iddia edebilirim.
Hadi iyi birer çoban olalım. Çok zor değil
korkmayalım yine kazanırız, hep birlikte.
Hurşit BAYTOK
- 23 Ağustos 2007
|