Son yıllarda büyük seyirci kütlelerinin
ilgisini çeken futboldan sonra ikinci spor
dalımız olarak gönüllerde taht kurmuş bulunan
basketbolumuz hakkında tümüyle kişisel
görüşlerimi kapsayan aşağıdaki satırları
okuyanlar, bana katılmayıp,"eski bir koç ne de
olsa dinozor" diyebilirler ve bundan emin olun
hiç gocunmam!...
1-Kulüpler Bazında Basketbol Felsefesi ve
Karakteri:
NBA hayranı (!) genç,orta yaşlı ya da yaşlı TV basketbol
yorumcularımızın yerli yersiz dolduruşları ile
olduğundan daha abartılı anlatılan
karşılaşmalarda yer alan kulüplerimizin ve
onların antrenör ve sporcularının tek bir
yönlendirici felsefesi vardır.PARA...
Esasen bu spor dalında uygulanan transfer
sistemi ile antrenör,koç ve sporcularımızın
başka bir düşünce içinde olmaları beklenemez.
Profesyonel futbolcularımız bir kulüpten
diğerine transfer olabilmek için çeşitli çetin
engelleri,kurallara uyarak atlama endişesi
içindeyken,kulüplerimizde yer alan yetenekli
basketbolcularımız bir yıldan öbürüne "çamaşır
değiştirir gibi" kulüp değiştirmekte,hiçbir
engel tanımadan aldıkları astronomik paralarla
yeni kulüplerine "bağlılık yeminleri" etmekte ve
Allah bilir tek kuruş vergi de vermemektedirler.
Kendi antrenörlerinden daha çok kazanıpjet
sosyetede boy gösteren bu değerli(!)
yeteneklerimizden ne gibi bir basketbol
felsefesi bekleyebiliriz acaba?!
Her yıl yeniden katıldıkları kulüpleri maçları
kazansa ne olur,kazanmasa ne olur?
Böyle bir kulüpte koçluk yapan antrenör,ne gibi
bir basketbol felsefesi uygulayabilir dersiniz?
Bir basketbol antrenörü ya da koçu,sağlam
savunma rebounduna dayalı ve fast breakli,presli
bir basketbol oynatma ya da sete dayalı daha
garantili bir sistem uygulama felsefesi
taşıyabilir .Ama bunu nasıl uygulayabilir?Bugün
var olan ve felsefeye yatkın elemanları yarın
karşısına geçecektir.
Diğer taraftan NBA'in kazan kazıntısı,street
basketbolünden gelmiş,one and one'dan başka bir
şey bilmeyen Amerikalı oyuncularla,ya da
Avrupanın çeşitli takımlarından arta kalan
basketbolcularla,hangi koçumuz hangi felsefeyi
sahaya aksettirebilİr.Hangi kolektif basketbolü
bu gençlere oynatabilir. Fundamentallan turnike
atmaya(lay-up) bile yeterli olmayan bu
yabancılar kulüplerim izdeki genç yeteneklerin
önünü tıkadıkça bu spor dalında ,parası olan
müessese kulüplerimiz dışında hiçbir sivil
kulübümüzün şansı yoktur.
Bugün belli başlı kulüplerimizde oyun kurucu
guardlar (point guard) bile yabancı
uyrukludur.Yerli guardlarımız,şut atamaz,dribbling
yapamaz,penetrate(giriş) yapamazlarsa bu yabancı
guardların yerini hiçbir zamana alamayacaklar,koçlannın
basketbol felsefesine hiçbir katkıda
bulunamayacaklar, şanslarını bir yıl sonra başka
kulüpte deneyeceklerdir.
Sonuç olarak değişik bir transfer uygulaması ile
kulüplerimizde alt yapı gençlerini
yetiştirebilir ve "paranın her şey demek
olmadığını" bu gençlere öğretebilirsek bu güzel
sporumuzun değişik bir karaktere kavuştuğunu ve
belki de Galatasaray gibi basketbolümüzün amiral
gemisinin para derdi olmadan daha iyi günlere
yelken açtığını sevinerek görürüz.
2-Milli Takım Bazında Basketbol Felsefesi
ve Karakteri
Kaliteleri ve etkinlikleri tartışılır yabancı
oyunculardan arındırılmış Milli Basketbol
Takımımızın oyun felsefesi ve karakterine
gelince;
Bu
konuda,Milli Takım baş koçu Bogdan TANJEVİÇ'in
25 Şubat 2006 tarihinde Cumhuriyet Gazetesinde
yer alan,"Yıldızlarla Olmuyor" başlıklı
yazısındaki görüşlere,noktası ve virgülüne kadar
katıldığımı belirtmek isterim.
Hem bireysel direnme ve teknik,kondisyon
açısından en üst düzeylere ulaşmış,Yugoslav ve
Yunan basketbolünün "kollektif basketbol"
felsefesine ve karakterine hiç deyinmeden,Litvanya,Arjantin
basketbollerinin hız ve kolektif basketbol
karakterleri ile Alman Milli takımının büyük
yıldızı Nowiski'ye takım arkadaşlarının nasıl
yardımcı olduklarını düşünürsek,bizim"12 Dev
Adamımızın" aslında "12 Pigme Adam" olmaktan
ileri gidemediklerini üzülerek müşahade ederiz.
NBA hayranı TV yorumcularımızın dolduruşu ile
yurt içindeki karşılaşmalarda o gün "eli sıcak"
bir oyuncumuzun olasılıkla %50 yi aşabilecek şut
yüzdesi ile belki seviniriz ama oyuncuları
arasında hiçbir "kollektif anlaşma yardımlaşma
olmayan Milli Basketbol takımımızın yurt dışı
turnuvalarda uğradığı başarısızlıklara şaşırır
kalırız..!
"12 Dev Adamımız" Abdi İpekçi Spor Salonunu
dolduran basketbolseverlere tümüyle kişisel bir
şov sunup,onları sevince boğarken,yurt dışında
ne kadar çaresiz kaldıklarını bu güzel spora
yıllarını vermiş olanlar çok iyi anlarlar...
3-Sonuç:
Türk basketbolüne bir felsefe ve karakter aşılamanın zamanı gelmiş
ve geçiyor. Bu spor Yıldızlarla ve kişisel
egolarla hiçbir yere ulaşamaz. Yetkililer bir
reform yapıp Basketbolümüze yeni bir karakter ve
felsefe getirmek zorunluluğundadır.
Armağan ASENA (Eski
[www.BasketbolEğitim.net'in yorumu: "ve
duayen"] Bir Basketbol Koçu)
Kaynak:
tbf.org.tr
|