|
1980’lerde, yani aklımın ermeye başladığı
dönemlerde, Amerika’dan gelen kasetler sayesinde
yılda birkaç kez NBA maçı seyretme fırsatını
yakalardık. Kasetin geldiği günlerdeki ve o
kaseti video oynatıcısına taktığımız anlardaki
heyecanımı ise anlatmam mümkün değil. TRT’nin
tek kanallı o dönemlerinde Avrupalı oyuncuları
ise sadece Dünya şampiyonası yada Olimpiyatlar
gibi çok özel turnuvalarda seyredebiliyorduk.
Sanıyorum bugünün gençlerinin, diğer pek çok
konuda olduğu gibi bu konuda da bizlerden şanslı
olduklarını söylememize gerek yoktur.
O dönemlerin uzunları Bill WALTON,
Karem Abdul JABBAR, Efe AYDAN, Arvydas SABONIS
gibi oyuncular hepimizin gıpta ile baktıkları
isimlerdi. Bu oyuncular ve dönemlerindeki diğer
uzunların ortak özelliği ise, pivot fundementali
dediğimiz, pota altında birebir hücum-savunma
oyununda ortaya çıkan teknik becerilerinin üst
seviyede olması sayesinde rakiplerine üstünlük
sağlayabilmeleri idi.
1990’lara geldiğimizde pivotların
artık yavaş yavaş kas kütlelerini ve genel
kuvvetlerini arttırdıklarını görüyorduk. Bu
durum itiş-kakışı daha çok seven, rugby ile sumo
güreşi karışımı bir oyun oynayan iri pivot
enflasyonunun yaşanmasına sebep oldu. Avrupa
basketboluna katılan Amerikalı oyuncular
sayesinde buralara kadar sirayet eden bu genel
özellik, bizim oyuncularımızı da daha fazla
kuvvet antrenmanı yapmaya yöneltti. Türk
oyuncularda ancak bu sayede, yani kas
kütlelerini ve genel kuvvetlerini arttırarak
Amerikalı oyuncularla mücadele edebilir hale
gelmeye çabalıyorlardı.
Pivotların bu oyun biçimi 2000’lere
gelindiğinde NBA yönetiminin aldığı globalleşme
ve dünyaya açılma politikalarının bir sonucu
olarak, özellikle Yugoslavya kökenli Avrupalı
oyuncuların NBA takımlarında çoğalmasıyla yavaş
yavaş ortaydan kalkmaya başladı. Artık daha az
kas kütlesine sahip ama çabuk kuvveti üst
seviyede gelişmiş, ayrıca pivot fundementalinin
yanında, dış oyuncu tekniğine de sahip ve
sahanın her yerinde oynayabilen pivot oyuncuları
tercih edilmekte. Peki hiç düşündünüz mü, bu
değişim nasıl oluyor?
Burada öncelikle değinmemiz gereken
konu Avrupalı altyapı antrenörlerinin bakış
açısı ve oyuncu olmaya çabalayan gençlerin
mevcut potansiyelleri olmalı. Bu antrenörlerin
büyük çoğunluğu kendi takımlarına, altyapı
oyuncularının genel özelliği olan “gelişmekte
olan yetenek” sendromundan kurtulabilmek için
kendi takımlarına motion offense dediğimiz
hareketli hücum prensiplerine dayalı bir oyun
oynatmaktalar. Yani henüz kas-iskelet gelişimini
tamamlamamış ve bu sebeple çabuk kuvvet
antrenmanı yaptırılamayan, yetenekli ama bu
yeteneklerini geliştirmekte olan oyuncuları her
mevkide oynatarak, daha açıkça anlatmak
gerekirse kısaların post-up yapıp, uzunların
dışarıda oynadıkları bir oyunda çabuk ve genel
kuvvetlerini geliştirici bir sistem.
90’ların ortasından itibaren
Türkiye şampiyonalarında da izlediğimiz takımlar
(Mehmet OKUR’lu Oyak Renault, Hidayet
TÜRKĞOLU’lu Efes Pilsen v.b.) üstün yetenekli
oyuncularının stilleri sebebiyle genellikle bu
sistem içinde oynamaktaydılar. Bu durum
beraberinde, hareketli hücuma yönelik antrenman
yapma zorunluluğunu da getirdiğinden, bu
oyuncular her mevkide rahatlıkla oynayabilen
oyuncular durumuna geldiler. Günümüz gençlerinin
de yaptıkları çalışmaların bu yönde olması,
onlara artı değer kazandıracaktır. Peki
ülkemizde bu değişime ayak uydurabilen antrenör
var mı?
Kulüplerimiz altyapı takımlarını
oluştururken hangi hedefe yönelik istikamet
gösterirlerse, antrenörler de bu yönde
çalışmaktadırlar. Bu sebeple bir iki yetiştirici
antrenör dışında kalan pek çok antrenör gelecek
kaygısı ve benzer sebeplerle fundemental
antrenmanlarını daha az, taktik çalışmaları ve
sistem antrenmanlarını ise daha fazla
yapmaktadır. Bu durum ise diğer oyuncular gibi
pivot mevkiinde oynayan oyuncuları da
etkilemektedir.
Şimdi günümüz gerçeklerine dönelim
ve altyapılarda çalışan antrenör arkadaşlarımıza
birkaç öneride bulunalım. A takım antrenörleri
yada coachların günümüz pivotlarından
beklentileri nelerdir? Önce bunları tespit
ederek başlayalım.
1. Pivot fundementalini iyi bilecek ve
uygulayacak. Böylece pota altında bire bir
oynarken hem hücumda hem savunmada rakibine
üstünlük sağlayacak.
2. Ribaunt özelliği gelişmiş olacak ve
boyalı alanda pozisyon almayı bilecek.
3. Gerektiğinde kullanabileceği dış şutu
olacak.
4. Yine gerektiğinde kanata yada tepeye
çıkarak top alacak ve bire bir oynayabilecek.
5. Asist özelliği olacak. (Hem pota
altında, hem de dışarıdan pas verebilecek)
Gördüğünüz gibi 80’lerin
pivotlarına nazaran daha fazla fundemental
özelliği olması gerekirken, 90’ların pivotları
gibi gerektiğinde hamallık yapacak birini tarif
ettik. Ama gerçek bu ve altyapı antrenörlüğü
yapan dostlarımızın da bu gerçeği görmesi gerek.
Sebebi oldukça basit.
Bir oyuncunun ileride neleri
yapabilmesini istiyorsak, yedi yada sekiz
senesini bizimle geçirecek olan bu oyuncunun
uzun vadeli antrenman programına tüm bu
özellikleri oluşturup geliştirebilecek
çalışmaları koymalıyız. Sakın ola ki ana sebebi
yanlış anlamayın. Bizler Türk altyapı
antrenörleri olarak NBA2e değil, öncelikle
Avrupa’nın gözbebeği olan Türk basketboluna
oyuncu yetiştiriyoruz. Ve ülkemizdeki coachlarda
biz ne tip oyuncu yetiştiriyorsak o oyuncularla
oynamak durumundalar. Bu sebeple kendimizi
Dünya’dan soyutlamadan ve tüm ülkelerdeki
liglerin beklentilerine uygun ancak öncelikle
kendi liglerimizde oynayabilecek üst düzey
oyuncular yetiştirmek durumundayız.
Umarım bugünden itibaren hepimiz bu
beklentileri karşılayabilecek çalışmaları
yapmaya başlarız. Unutmayın ki bizler ne kadar
çok iyi oyuncu yetiştirirsek, basketbola olan
ilgi ve maddi destek o kadar fazla artacak ve
bizlerin de büyüyen bu pastadan alacağımız pay
da bu değişimle doğru orantılı olarak
büyüyecektir.
Murat POLAT
- 22 Ağustos 2007
|